Bir çocuğun hayatında kendisini etkileyen birçok önemli insan vardır. Kardeşler, büyükanne ve büyükbabalar, teyzeler ve amcalar, yakın aile arkadaşları, bakıcılar, kreşler, öğretmenler, akranlar ve bir çocukla düzenli olarak etkileşim kuran diğerleri… Çocuk gelişiminde oldukça büyük bir etkiye sahip olduğunu bildiğimiz çevre hakkında bugüne kadar yapılan araştırmalar, bir çocuğun özellikle ebeveynleriyle olan erken deneyimlerinin (özellikle 0-7 yaş arası) bir yetişkin olarak ilişki becerileri üzerinde derin bir etkisi olduğuna dikkat çekiyor.

Çocukları yetiştirilme şeklini neler etkiler? Etraflarındaki kişilerle anlamlı, tatmin edici ilişkiler kurma yeteneklerini nelere bağlıdır? İlişkiler söz konusu olduğunda endişe, kaçınma ve yerine getirme deneyimlerine hangi faktörler katkıda bulunur?

Bugün bu konuda sahip olduğumuz bilgilerin çoğu, 1950’lerde bağlanma teorisi adı verilen bir kavramdan geliyor .

Bağlanma Teorisi nedir? 

Bağlanma teorisi ilk olarak bebekler ve ebeveynleri arasındaki ayrılmanın etkilerini araştıran bir psikanalist olan John Bowlby tarafından tanımlanmıştır (Fraley, 2010).

Teori bizlere, bakım veren anne ya da bakıcının bebek ile kurduğu yakınlık bozulduğunda sergilediği her davranışın (ağlama, çığlık atma vb.) bir yeniden bağlanma çağrısı olduğunu ve bunun evrimsel bir mekanizma olduğu düşünülerek çocuğun kendini tehlikelerden korumayı amaçladığını söylemektedir. Bu yeniden bağlanma davranışı sonunda bakım veren kişi bu çağrıya duyarlı bir biçimde desteği ile sevgisini verdiğinde bebek güvenli bir bağ geliştirirken bakım veren kişi bebeğin temel bakım ve sevgi ihtiyacı konusunda tutarlı olmadığında ve bebeği ihmal ettiğinde güvensiz bir bağ oluşur. Bunun sonucunda oldukça kaygılı hisseden bebek, bağlanma figürünü reddedici, kendisini de sevilmeye ve desteklenmeye değmeyen yani değersiz biri olarak görür. Kendini güvende hissetmez ve artık dünyayı tehlikeli, beklenmeyen tehditlerle dolu bir yer olarak algılar.

Çocuklarda Bağlanma Stilleri:

  • Güvenli Bağlanma: Dış dünyayı tehlikeli görmeyen bu çocuklar etkileşime daha açık ve yenilikleri keşfetmeye daha eğilimlidirler. Kendileriyle ilgili değerli ve özgüvenli bir algıya sahip olan bu çocuklar aynı zamanda çevreyi de değerli ve güvenli görürler. Bu sebeple ilişki kurmakta ve devam ettirmekte zorlanmazlar.
  • Güvensiz Kaygılı Kaçınan Bağlanma: Güvenli bağlanan çocukların aksine dış dünyayı tehlikeli ve tehdit dolu bir yer olarak algılayan kaygılı-kaçınan bağlanma stiline sahip çocuklar çevrelerindeki insanlarla tatmin edici ilişkiler kurmada çekilme ya da direnç gösterme gibi davranışlar gösterebilirler. Stresli durumları yönetemeyebilir ve saldırganlık, zorbalık, yalan söyleme gibi anti sosyal davranışlar gösterebilirler.
  • Güvensiz Kaygılı Dirençli Bağlanma: Bu çocuklar, kaygılı kaçınan çocukların tersi özellikler gösterirler. Anneyi veya bakıcıyı güvenli görür onlardan kopamazlar. Fakat bu bağımlı ilişki dolayısıyla “dış dünyada yalnız başıma ihtiyaçlarımı karşılayamam” düşüncesi, özgüvensiz davranmaya çevreden uzak durmaya (sosyal izolasyona) neden olabilir. Stresli durumlarda abartılı duygusal tepkiler gösterebilirler.
  • Düzensiz Bağlanma: Düzensiz bağlanma stiline sahip çocuklar ise bakım veren kişinin tutarsız duyarlılığından dolayı genellikle ayrılık sıkıntısıyla başa çıkmak için organize bir strateji geliştiremez ve saldırganlık, yıkıcı davranışlar, sosyal izolasyon gösterme eğilimindedirler. Başkalarını destek kaynaklarından ziyade tehdit olarak görme olasılıkları daha yüksektir ve bu nedenle sosyal geri çekilme ve savunmacı olarak agresif davranışlar arasında geçiş yapabilirler.

Burada anlatılan Bowlby’nin “bağlanma davranış sistemi” bizleri ilişki kurma ve sürdürme alışkanlıklarımızda yönlendiren sistemdir.

İlginç yanı ise çocukken oluşturulan bu bağlanma tarzlarının ve beraberinde getirilen davranışların gelecekte birer yetişkin olduğumuzda da özellikle samimi ve romantik ilişkilerimizde etkili olduğu öne sürülmüştür. Yani bir kişinin bağlılık stiline dayanarak, yakın ilişkilere, evlilik ve ebeveynliğe yaklaşma şekli büyük ölçüde değişebilmektedir.

İlişkilerdeki insanlara bağlanma şeklimizi etkilemesinin yanı sıra bağlanma teorisi hayata nasıl bağlandığımız konusunda da bize bilgi vermektedir. Güvensiz kaygılı dirençli bağlanma anksiyete bozukluklarının temelde oluşmasında etkisi vardır.

Sonuç olarak daha bir bebekken temel ihtiyaçların karşılanması ve anne baba ile kurulan ilişki (yakınlık, temas, sevgi, destek) yaşam boyu önemli bir yere sahiptir. Ebeveynler bunu göz ardı etmemeli ve önem vermelidir.

Bunun dışında bağlanma teorisi hakkında bilgi sahibi olmak eğer bir yetişkinseniz şu anki ilişkilerinizi anlamlandırmada sizlere yardımcı olabilir.